top of page

 

Vandalizm Demagojisi

 

Gezi direnişi üzerine hükümet ve medyanın göstericilere ilişkin suçlamalarından biri de vandalizmdi. Göstericiler, sözüm ona, önlerine çıkan araç ve işyerlerini yakıp yıkarak görülmemiş bir vandalizm örneği sergilemişti.
Yüz binlerle ifade edilen kalabalıkların yirmi gün boyunca kentin parklarında, meydanlarında, sokaklarında gösteriler yaptığı, polis şiddetiyle karşı karşıya kaldığı bu çaptaki bir direnişte küçük ölçüde tahribat olması elbette olağandır.
Direniş boyunca son derece sınırlı kalan bu tahribatı Vandalizm olarak tanımlamak ise tam bir demagoji örneğidir. Sormak gerekir; direnişçiler hangi nadide sanat eserini tahrip ettiler de Vandal oldular?
31 mayıs sabahı başlayıp 1 haziran’a kadar (yaklaşık otuz saat) süren polis saldırısı karşısında sokak sokak barikat kurup direnen binlerce insanı hatırlayalım. Bu insanlar, barikat kurma maksadıyla malum inşaat firmasının malzemesi dışında hemen hemen bir şey tahrip etmedi. O gece, Starbucks ile Saray Muhallebicisi’ne saldırıldığı sıkça tekrarlandı. Muhtemelen doğrudur. Bu iki işyerinin de özel konumları olduğu açık. Birincisinin kabarık bir sabıkaya sahip küresel cafe zincirinin halkası olması, ikincisinin ise sahibinin (Kadir Topbaş’ın) olayın doğrudan muhatabı olması etken bir rol oynamış olabilir. Bana daha makul gibi gelen gerekçe ise, bu her iki işyerinin de gazdan kaçmaya çalışan insanlara kapılarını sıkı sıkıya kapatmış olduğudur.
Kısacası, 1 Haziran günü yeniden taksim ve gezi parkına girilinceye dek, Vandalizm şöyle dursun, kayda değer bir tahribattan da söz edilemez. Parktaki şantiye barakaları, polis araç ve noktalarının tahrip edilmesi ise Vandalizm diye değil, isyanın doğası gereği meşru ve vacipti. Peki, Gezi direnişçilerine her fırsatta yasal mevzuatı hatırlatanlar parktaki barakaları, şantiye binalarını, polis noktalarını hangi imar-iskân kanununa göre inşa etmişti acaba? Belediyenin, polis ve inşaat firmasının hep bir elden yeşil alana karşı giriştikleri bu işgale göstericiler doğal olarak son vermiş oldu.
Vandalizme gelince; doğa toplumlarının tarih boyunca uygarlık dışında kalma arzuları yeterince anlaşılamadı, anlaşılamıyor. Sümer’den beri, kavimlerin, toplulukların uygarlıklara saldırıp çekilmeleri, uygar tarihçiler tarafından barbarlık ve Vandallık olarak sıkça tekrarlandı. Roma’yı dağıtan Vandal kabileler tarihin suçlusu sayıldı. Halbuki Heykel ve mimarideki Roma görkemi Vandallardan çok önce Hıristiyan Roma’nın Pagan Roma’yı yok etmesiyle bitmişti. Gerçek şu ki, yakıp yıkmada Vandallar uygarların yanına bile yaklaşamazdı. Çünkü, yaşam alanlarını işgal eden, tüm canlılarla birlikte bir bütün olarak doğayı egemenlik altına almak isteyen uygarlığın ta kendisidir.
Taksim’de hepi topu birkaç iş makinesi, birkaç polis aracı yakıp birkaç banka camı kıran eylemcilerin çoğu ne yazık ki uygarlığa bu gözle bakan Vandallar değildi. Onlar çağdaş uygarlığa devrimle varılacağını düşünen devrimcilerdi. Uygarlık nosyonunu amentüleri haline getirmiş insanlar hiç Vandal olur mu?


Gazi Bertal

bottom of page